Hellenistik Dönem Ve Büyük İskender

Hellenistik Dönem Ve Büyük İskender

Hellenizm Nedir?

Antik çağın en önemli devirlerinden biri olan Helenistik Dönem, Büyük İskender’in M.Ö 323 yılında ölmesiyle başlar. Son Hellenistik krallık olan Ptolemaioslar yönetimindeki Mısır Devleti’nin, Roma İmparatorluğu tarafından MÖ. 30’de ilhak etmesiyle son bulmuştur.

Hellenizm (Yunan) terimi ilk defa 19.yy’da batılı bilginler tarafından kullanılan bir isimdir. Hellenizm bu dönemde Yunan dilinin doğudaki medeniyetler tarafından kabul edilmesi anlamına gelmekteydi. Bu da Büyük İskender’in kurduğu imparatorlukla mümkün oldu.

Hellenizm sadece Yunan dilinin Akdeniz ve çevresindeki ön Asya’ya ulaşması ile değil, Yunan kültürünün bu medeniyetlerle kaynaşması anlamına geliyordu.

İskender’in M.Ö 334 yılında Pers İmparatorluğu üzerine sefere başlamasıyla, ordunun peşi sıra gelen Yunan kültürü ve medeniyetinin taşıyıcıları olan filozoflar, sanatkârlar ve zanaatkârlar, Batı Anadolu’dan başlamak üzere, doğu topraklarına bu yüksek kültürü yaydılar. Ancak bu kültür alışverişi zorla değil, anlayış ve hoşgörüyle olmuştur. Yunan kültürü bu bölgelere yayılırken aynı zamanda bu bölgelerin daha eski ve köklü kültürleri de Yunan kültürünü etkilemiş böylece Hellenistik kültürün oluşmasını sağlamıştır.

İskender’’in ölümüyle dağılan geniş imparatorluğun paylaştırılmasıyla ortaya çıkan birçok krallık, burada ortaya çıkan yerel kültürler Yunan kültürünü barındırmaktaydı. Bilim adamları bu döneme Hellenistik dönem demişlerdir.

Böyle büyük ve görkemli bir imparatorluk kuran Büyük İskender’in yaşadığı dönemi anlayabilmemiz için daha detaylı incelememiz lazımdır.

Büyük İskender, Makedonya Krallığında doğmuştur.

Makedonya Krallığı

Makedonya, Yunanistan’ın kuzeyinde kalan ormanlarla kaplı dağlık bir bölgedir.

Bu bölgede yer alan halk, M.Ö 1200’de kuzeyden gelen göçlerle Dorların ağırlığını oluşturduğu ve Yunanlarla akrabalığı bulunan halktı. Yunanlarla benzer bir dil yapısına sahip olan Makedonlar, Yunanlar tarafından diğer barbar topluluklardan biraz daha gelişmiş fakat yine de medeniyetten tam nasibini alamamış bir toplum olarak görülürdü.

Antik yazarların söylediği destansı  denebilecek kadar eski bilgilere göre, Makedon krallığının kurucuları, Peleponnes’teki Argos şehrinden gelen kolonicilerdi. Makedon Krallığının tarihte yer alması M.Ö 8.yy. ‘a rastlar.

Makedon devletinin başında olan kral her ne kadar monarşi ile devleti yönetse de, kralın yetkilerini ciddi ölçüde kısıtlayan, toprak beyleri, prensler ve aristokratlar bulunmaktaydı. Kral meşruiyetini ve tahttaki gücünü korumak için bu beylerin kızlarıyla evlenirdi. Buna ek olarak kral, Makedon geleneklerine göre atılgan, savaşçı bir yapıya sahip olmalıydı. Bu bağlamda kral avlara katılır, krallığın kuzeyinde ve doğusunda bulunan Trak kavimlerine karşı sıklıkla sefere çıkardı.

Harita 1. MÖ. 336 yılındaki Siyasi Durum

M.Ö 4.yy ‘da kuzeydeki savaşçı kabileler ve İlirya ile sıkıntılar yaşandıysa da bu dönemde başa geçen II. Philip sayesinde Makedonya büyük güce erişmiştir. Büyük İskender’in babası olan II. Philip, gençliğinde bir süre Tebai’de bulunmuş, bu zaman dilimi içerisinde Yunan eğitimiyle yetişerek, adetlerini iyice inceleme imkânı bulmuştur. Savaşçı, zeki ve cesur yapısı Makedonya tahtını ele geçirmesini sağlamıştır.

Philip M.Ö 338 yılında Kharoneya’da Yunanlar ile karşılaşmış, Büyük İskender sayesinde Yunanlar yenilgiye uğratılmıştır. Bu sayede Yunanlara karşı siyasi üstünlük kazanan II. Philip, şehirlerdeki yaşama saygı göstermekle birlikte M.Ö 337’de Perslere karşı bir Hellen Birliği oluşturmuştur.

Philip, artan Pers baskısına karşı tüm Yunanları büyük bir sefere davet etmiştir. Perslere karşı büyük bir ordu hazırlığına girişen II. Philip M.Ö 336’da Makedon ve Yunanlardan oluşan 10.000 kişilik bir öncü birlik kurarak Anadolu’ya göndermiş, fakat bu sırada kızı Kleopatra’nın düğününde suikasta uğrayarak öldürülmüştür. Ancak yaptığı büyük hazırlıkları oğlu Büyük İskender sürdürmüştür.

Büyük İskender’in İmparatorluğu

Başkent Pella’da MÖ. 356’da doğan İskender, II. Philip ve onun dördüncü eşi, Epir Kralı’nın kızı olan Olympias’ın çocuklarıdır. Buna rağmen sonraları, İskender’in doğumunda vuku bulan olağanüstü hâdiseler ve babasının Zeus olduğu hakkında çeşitli hikâyeler, antik tarihçiler tarafından anlatılmış ve tartışılmıştır.

İskender, çocukluğundan itibaren meraklı ve atılgan bir yapıya sahip olmuştur. Zekiliği ve hükmetme kabiliyeti ile gelecekte komutanları olacak olan arkadaşlarının her alanda ilerisinde olmuştur.

13 yaşına girdiğinde babası II. Philip, oğlunun eğitimi için en iyi hocaları tutmuş, ayrıca dönemin en ünlü bilgini ve filozofu olan Aristoteles’i Pella’ya dâvet etmiştir. Bu sayede İskender, Aristoteles tarafından mantık, felsefe, tıp, sanat, etik ve coğrafya alanlarında eğitim almıştır.

16 yaşında eğitimlerini tamamlayan İskender, devlet işlerinde görev almaya başlamıştır. Babası çevre bölgelere sefere çıktığında, naip olarak krallığı yönetmiş, ayaklanan dağlı kabilelerine karşı birçok sefere çıkmıştır. İskender babasının ölümünden sonra, M.Ö.336 da 20 yaşında tahta geçmiştir.

Babasının ölümü üzerine tahta geçen İskender, ilk iş olarak tahta yönelen tehditleri ortadan kaldırmaya başlamıştır. Bu sırada çevreye yayılan II. Philip’in öldüğü haberi, kuzeydeki Trak kabilelerinin, Tebai’nin, Atina’nın ve Teselya’nın ayaklanmasına neden olmuştur. Ayaklanma haberleri İskender’in kulağına gelince, hemen en iyi süvari birliklerini toplayarak hızla kuzeye yönelmiş ve birer birer tüm ayaklanmaları sertçe bastırmıştır.

Bu sırada batıdaki İlirya kralı Kleutis’de boş durmamış ve çevreden topladığı savaşçı kavimlerle İskender’e karşı ayaklanmıştır. Bunun üzerine İskender, batıya yönelerek, ayrı konuşlanmış tüm düşman birliklerini teker teker bozguna uğratmıştır.

Kuzey sınırlarını güvenliğe alan İskender, güneye, Yunanistan içlerine ilerlemiştir. İskender’in Yunanistan’a girişini duyan birçok şehir itaatini bildirirken, Tebai ve Atina direnmeye devam etmiştir.

Bunun üzerine Tebai’yi kuşatan İskender, kısa sürede şehri ele geçirip büyük bir yıkıma uğratarak Tebailileri köle yapmıştır. Tebai’nin düştüğü haberi Atina’yı yıldırmıştır. İskender de bu büyük medeniyet şehrine saygı göstermiş, Atina’daki yönetime dokunmamıştır. Yunanistan’daki isyanın bastırılması ile Hellen Birliği’ni yeniden kuran İskender, Pers seferi hazırlıklarına başlamıştır.

Büyük İskender’in Doğu Seferi Hazırlığı

Çağdaşı tarihçilerin söylediğine göre, müthiş bir kararlılık ve gözü peklilikle tüm Pers diyarını ve daha ötesini ele geçirmeyi kafasına koymuştu. Küçüklüğünden beri dinlediği Yunan kahramanlarının uzak diyarlara seferleri ve yaşadıkları maceralar, gerçekçi yapılan sefer planlarının yanında bir tutku olarak her zaman aklındaydı. Bu kahramanlara hayranlık duyan genç İskender, onların başardıklarının daha fazlasını başarmak istiyordu.

Bu sırada Pers İmparatorluğu ise, görünürde güçlü, fakat birçok sıkıntı ile sarsılmış bir haldeydi. Sarayda, kadınların ve yöneticilerin katıldığı komplolar, suikastler düzenlenmekte, bu olaylar sonucu krallar bile tahttan indirilip öldürülebilmekteydi. İmparatorluğun çeşitli bölgelerini yöneten Satrapların bir kısmı ise saraya karşı olan görevlerini yerine getirmemekte ve krala karşı tavır almaktaydılar.

İskender, ordularını boğazdan geçirdikten sonra ilk Pers direnişiyle Granikos’ta (Biga Çayı) karşılaşmıştır. Yakındaki satraplıklardan toplanan ve Yunan paralı askerlerden oluşan Pers ordusu nehrin karşı kıyısında dizilirken, İskender’in ağır zırhlı süvarileri hızlı bir hücuma kalkarak, nehri geçip düşmana saldırmışlar ve kısa sürede bozguna uğratmışlardır.

Granikos’taki başarıdan sonra Sardes satrapı, İskender’e gelerek hükümdarlığını tanımıştır.

İskender ise bu bölgede durmayarak, Batı Anadolu sahillerinden güneye doğru ilerlemeye başlamıştır. Buralarda bulunan şehirlerin çoğu İskender’i kurtarıcı olarak görmüş, İskender ise burada bulunan şehirlerdeki yönetimlerin aynı şekilde devam etmesini desteklemiş, Perslere ne kadar vergi veriyorlarsa aynısını vermelerini söylemiştir.

İskender’e karşı direnenler ise Miletos ve Halicarnassos (Bodrum) şehirleri olmuştur. İskender, kendisine direnmeyenlere iyi davranırken, direnenlere karşı sert tedbirler almıştır. Bu bölgelerdeki direnç noktalarını bir bir kırdıktan sonra, Karia bölgesinin yöneticiliğine buranın eski kraliçesi olan Ada’yı atamış, Ada ise onu manevi oğlu ilan etmiştir.

Burada bir süre kalan İskender, doğuya ilerleyerek Güney Anadolu kıyılarındaki bütün şehirleri ele geçirmiştir. Daha sonra içeriye ilerleyerek, Pamphiliya üzerinden, Antik Friglerin başkenti olan Gordion’a varmıştır.

Efsaneye göre burada bulunan efsanevi Gordion düğümünü çözen kişi, tüm Asya’nın hâkimi olacaktır. Antik yazarların belirttiğine göre İskender, düğümü incelediğinde hiçbir açık noktasının olmadığını görmüş, bunun üzerine düğümü kılıçlayarak kesmiştir.

Gordion’dan güneye doğru yolculuğuna devam eden İskender, Kapadokya üzerinden hızla Kilikya’ya girmiş ve buradaki şehirleri satrapların idaresinden kurtararak özgürlüklerini vermiştir.

Hastalığa yakalandığından ötürü Kilikya’daki Tarsus şehrinde biraz vakit geçiren İskender, iyi olur olmaz Pers topraklarında yolculuğuna devam etmiştir.

Pers Kralının Yenilmesi

Kuzeybatı’dan Suriye topraklarına girmişken, İskenderun’a yakın bulunan İssos mevkiinde Darius’un büyük bir orduyla onu beklediğini haber alarak geri dönmüştür. MÖ. 333 Kasım’ında iki ordu karşı karşıya dizilmiştir.

İskender’in hızlı saldırısıyla dağılan Pers sol kanadı, bozguna uğramıştır. Bu başarının ardından İskender, hızlıca merkeze, III. Darius’un olduğu bölüme saldırmıştır. Bu bölümdeki birliklerin de kaçmaya başlamasıyla yenilginin kesin olduğunu anlayan III. Darius, karısını, kızlarını, annesini ve ganimetlerini savaş kampında bırakarak kaçmıştır. İskender büyük bir ganimet elde etmekle birlikte, Darius’un aile efradına iyi davranmış ve emirlerine hizmetçiler vererek yanına katmıştır.

İskender, seferleri sırasında kendisine karşı çıkan ve savaşanlara karşı acımasız olurken, kendisini kral olarak kabul edenlere ise aşırı cömert ve lütufkâr davranıyordu. Suriye ve Filistin şehirlerini ele geçiren İskender, güneye ilerleyerek MÖ. 332’nin sonlarında Mısır’a girmiştir.

Burada bulunan halk İskender’i bir kurtarıcı olarak karşılamış hatta İskender bir süre sonra Mısır tanrısı Ammon ile özdeşleşmiştir. Mısır’ın rahipleri ise onu Zeus-Amon’un tanrı oğlu olarak ilan etmişlerdir. Burada bir süre kalan İskender, Nil deltasının batısındaki bölgede, sonraki Hellenistik krallık Ptolemaios Mısır’ının başkenti olacak olan İskenderiye’yi (Alexandria) kurdurmuştur.

III. Darius ise son bir gayretle devasa bir ordu toplayarak İskender’le karşılaşmak için Susa’dan yola çıkmıştır. İki ordu Kuzey Mezopotamya’daki Gavgamela Ovası’nda (Erbil) karşılaşmış, o zamana kadarki iki devlet arasında yapılan savaşların en kanlısı ve çekişmelisi olmuştur. Savaş sonucunda büyük bir bozguna uğrayan Perslerin tüm askeri güçleri yok olmuştur.

III. Darius ise tekrar savaş alanından kaçarak İran’daki Ekbatana’ya doğru yol almıştır. İskender ise Gavgamela Zaferi’nden sonra güneye ilerleyerek Babil şehrine girmiş ve burada müthiş bir törenle karşılanmıştır.

Pers kraliyet şehri Susa’ya girerek buradaki devasa İmparatorluk hazinelerini ele geçirmiştir. Susa’da fazla durmayan İskender, ordusunun büyük bir kısmını Pers Kral Yolu üzerinden başkent Persepolis’e göndermiştir.

Kendisi ise seçme süvari birliğinin başına geçerek, Zagros Dağları üzerindeki kestirme yoldan hızlıca Persepolis’e doğru yola çıkmıştır. İskender’in bu yöntemi uygulamasının amacı, Persepolis’te bulunan satrap Ariobarzanes’in, GrekoMakedon ordusunun şehre doğru geldiğini haber aldığı zaman, şehirde bulunan hazineleri yağmalayıp kaçmasını önlemektir.

Ordusundan çok önce Zagros Dağları’nın bitişindeki Pers Geçitleri’ne varan İskender, burada konuşlanan Ariobarzanes’in garnizonuna hızla saldırarak bozguna uğratmış ve kısa sürede başkenti ele geçirmiştir. Persepolis’e sonradan varan ordusuna şehri yağmalama izni veren İskender, 5 ay boyunca burada kalmıştır.

İskender, şehirdeki 5 aylık istirahatten sonra III. Darius’un peşine düşmüştür. Bu maksatla önce Medya’ya, sonra da daha doğudaki dağlık Partiya bölgesine geçmiştir. Ancak bu sırada Darius, kendi Baktriya satrabı Bessus tarafından ele geçirilerek hapsedilmiştir.

İskender’İn Baktriya’ya yaklaştığını duyan Bessus, III. Daris’u öldürerek kendisini yeni Pers İmparatoru ilan etmiş ve İskender’le vur-kaç taktiğinde savaşmak için Orta Asya’ya doğru çekilmiştir.

Baktriya’ya varan İskender, ölen kralın kalıntılarını muhteşem bir törenle defnederek, III. Darius’un halefinin kendisi olduğunu, Bessus’un ise bir gaspçı olduğunu ilan etmiştir. Bu maksatla Bessus’un peşine düşen İskender’in seferi, bir süre sonra tüm Asya’ya yönelen bir sefere dönüşmüştür.

Büyük İskender Asya’da

Kısa sürede yerel satraplara boyun eğdirerek Hazar Denizi’nin kıyılarına, oradan da Afganistan içlerine ulaşmıştır.

Bu sırada Makedonya ve Yunanistan’dan gelen askerlerin yanında birçok göçmen, ele geçirilen doğu memleketlerine yerleşmeye başlamıştır. Doğu şehirlerinde Yunan ve Makedon nüfusu artmış ve yönetimlerde yer almaya başlamışlardır. İskender doğudayken ana memleketini ve Yunanistan’ı da unutmamış, ele geçen ganimetlerden büyük paylar yollanmıştır. Buna ek olarak doğu ve batı arasındaki ticaret yeniden canlanmış, ticari ve kültürel alış-veriş başlamıştır.

MÖ. 330 kışında Helmand Irmağı’nı izleyerek kuzeye doğru ilerleyen İskender, bu sırada Baktriya satrabı Bessus’un genel bir ayaklanma başlatması üzerine, Hindukuş Dağları’nı aşarak karışıklıklara son vermiştir.

Bu harekâtı yürütürken Siriderya’ya kadar ilerlemiş ve buradaki İskit boylarının sert direnişiyle karşılaşmıştır. Başka göçebe halkların da ayaklanmasıyla büyüyen bu direnişi ancak MÖ. 328 sonbaharında bastırabilmiştir. Bu bölgelere seferleri sırasında da İskenderiye gibi birçok şehir kurmuştur.

Harita 2. İskender’in İmparatorluğu.

Davranışlarıyla giderek Doğu’nun kralları gibi davranmaya başlayan İskender, Pers hükümdarları gibi giyinmeye ve proskinesis denen, kralın karşısında el, pençe, divan durma uygulaması gibi Pers geleneklerini benimsemeye başlamıştır.

Doğulu halklarının köklü kültürlerini de anlamaya ve uygulamaya çalışmıştır. Kendini tanrılaştırmaya giriştiyse de, Makedonlar ve Yunanlarca eleştirilip, dalga geçilince bundan vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Bir komploya karıştığı gerekçesiyle tarihçi Kallisthenes’i hapse attırması, bilgin ve filozoflar arasındaki desteğini de yitirmesine neden olmuştur.

İçkili bir eğlencede doğu politikasını ve Perslere gösterdiği yakınlığı eleştiren yakın arkadaşı ve süvari komutanı Philotas’ı bir mızrak darbesiyle öldürmüştür.

Bu arada göçebe boyların ve doğulu satraplarının saygınlığını kazanmak için Baktriya prenseslerinden Roksana’yla (Roshanak) evlenmiştir. Yüksek rütbeli subayları dâhil olmak üzere 10.000 askerini de Pers kızları ile evlendirerek Pers ve Yunanları yakınlaştırma amacı gütmüştür.

Hindukuş Dağları’nı ikinci kez geçen İskender, Hindistan’a yönelmiştir. Hindistan’ın kuzeyinde bulunan savaşçı kavimler direndilerse de İskender, ordusunun bizzat önünde yer almak suretiyle bu kavimlerle teker teker savaşmış ve hepsini hâkimiyeti altına almıştır. Ancak bu kanlı seferleri sırasında birçok yaralar alarak komutanlarını telaşlandırmıştır. Hindistan’da İskender’e karşı en güçlü direnci Pencap Kralı Poros göstermiştir.

MÖ. 326 yılında, İndus Nehri’ni geçen İskender, Hydaspes Nehri’ne yaklaştığı sırada Poros’la karşılaşmıştır.

Poros’un savaşa filleri de getirdiğini gören askerler, korkuya kapılmışlardır. Bunun üzerine İskender, ordunun en önünde at sürerek düşmana saldırmıştır. İskender’in bu hareketiyle cesaretlenen ordu, çekişmeli bir mücadeleden sonra Poros’un birliklerini yenilgiye uğratmıştır.

İskender, Poros’un savaş sırasındaki cesur hareketlerinden hoşlanmış, bundan ötürü onunla barış yaparak, bu bölgelerin satrabı ilan etmiştir. Ganj Nehri civarında bulunan diğer krallıkları ele geçirilmesinde Poros’a yardım edeceğine de söz veren İskender, başarısını kutlamak üzere İskenderiye-Nikaia kentini, ayrıca burada ölen sevgili atı Boukephalos’un adını verdiği Boukephalia kentini kurmuştur.

Doğunun ve Batının Fatihi Büyük İskender’in Ölümü

Kuzey Afrika ve Hindistan ile deniz ticaretini güçlendirmek amacıyla Arabistan’a sefer yapma planları güderken, MÖ. 323’ün 10 Haziran’ında humma hastalığından ve fazla içki içmekten ötürü bu büyük fatih, 33 yaşında hayatını kaybetmiştir.

İskender, beklenmedik bir biçimde ölürse ne yapılması gerektiği konusunda bir plan yapmamıştı. Komutanları, ölüm yatağındayken İskender’e krallığını kime bıraktıklarını sorduklarında o “En güçlü olana” demiştir.

Krallık, batıda Makedonya’dan doğuda Hindistan’daki İndus Nehri’ne kadar olan toprakları kapsıyordu. Bu alan içinde Yunanistan, Anadolu, Suriye, Levant, Mezopotamya, Mısır, İran, Baktriya ve Sogdiyana gibi birçok halkın içinde yaşadığı devasa topraklar bulunuyordu.

Bu toprakları yönetecek seçilmiş bir halefin olmaması, kısa sürede İskender’in komutanları arasında tartışmaların çıkmasına sebep olmuştur.

Komutan Meleager ve piyade birliklerinin komutanları, İskender’in yarı kardeşi aklı kıt olan III. Philip’i desteklerken, süvari komutanı Perdikkas, İskender’in hamile olan eşi Roksane’den doğacak çocuğun kral olarak duyurulması gerektiğini savunuyordu.

Aralarında yaptıkları görüşme sonunda, III. Philip’in, İskender’in çocuğu doğana kadar kral olması, bu sürede de Perdikkas’ın kral naibi, Meleager’in ise onun komutanı olması kararlaştırılmıştır. Ancak Perdikkas, düzenlediği suikastlerle Meleager ve diğer piyade komutanlarını öldürerek krallıktaki en güçlü adam konumuna yükselmiştir.

Planlarının çoğunu gerçekleştiren Perdikkas, bu suikastlarda kendisine yardım eden diğer süvari komutanlarını satraplıklarla ödüllendirmiştir.

Bu sayede İskender’in komutanlarının (Diadochi) en ünlülerinden olan Ptolemaios Mısır’ı, Laomedon Suriye ve Filistin’i, Philotas Kilikya’yı, Antigonos Pamphiliya, Frigya ve Likya’yı, Selevkos Nikator Babil’i, Lysimakhus ise Trakya’yı almıştır.

Bu komutanların aralarında yaptıkları çekişmeler ve İskender’in ailesinin öldürülmesiyle birlikte, çoğu komutanın kaderini belirleyen MÖ. 301’deki İpsos Savaşı’ndan sonra MÖ. 280’e doğru İskender’in Parçalanmış imparatorluğu yerine, Makedonya merkezli bölgede Antigonidler, Mısır merkezli bölgede Ptolemaios’lar, Suriye, Mezopotamya ve Antakya merkezli bölgelerde Selevkoslar, Pergamum (Bergama) merkezli bölgede ise Attaloslar’ın hanedanlıkları hüküm sürmekteydi.

-Bu yazı Dr. Eren Karakoç’un Büyük İskender ve Hellenistik Dönem adlı makalesinden derlenmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*