Antik Mısır Tarihi

Bir zamanların gizemli bilgilerinin en önemli toplumlarından olan Antik Mısır dünya coğrafyasının en gizemli köşelerinden biridir. Dünya Tarihinin en gizli kalmış sırları buradadır. Bu coğrafyanın sırları Dünya Tarihinin değil, Dinler Tarihinin de en önemli gizemlerini oluşturur.

Mısır’ın tarihi deyince akla genellikle Firavunlar devri gelir. Ancak bu dönem Mısır’ın çok yakın dönemleridir. Bunu şöyle bir örnekle açıklamak gerekirse;

M.Ö 1750’lerde yaşayan Kral Nefer-hetop Osiris’e tıpatıp benzeyen bir heykel yaptırmak ister. Katiplerini araştırma yapmak için Heliopolis Kütüphanesi’nin eski arşivlerine yollar. Çünkü orijinalliğinden emin olacağı bir Osiris resmi ister. Yani günümüzden yaklaşık 3750 yıl önce…

Yine günümüzden yaklaşık 3150 yıl önce yaşamış IV. Ramses’in de Mısır’ın kökenleriyle ilgili benzer araştırmalar yaptığı bilinmektedir.

Antik Mısır dendiğinde karşımıza çıkan tarih bizi istesek de istemesek de 10-12 bin yıl öncesine götürür. Bu nedenle Kral Nefer-hetop kendi döneminde Mısır’ın geçmişiyle ilgili bir bilgiyi araştırırken, yaklaşık 7000-9000 yıl öncesiyle ilgili tarihi bilgilere ulaşmaya çalışır.

Mısır’ın tarihiyle ilgili bilgilerin belirli bir kısmını Mısırlı rahiplerden almış olan Heredot’a göre, yazılı tarih onun döneminden 11.340 yıl öncesine dayanır. Bu yaklaşık olarak Büyük Tufan ile birlikte Atlantis’in batış tarihe denk gelir. Yani Heredot’un verdiği bu tarih Tufan sonrası dünya uygarlıklarının batış tarihidir. Bu tarih Mısır için de dönüm noktası olmuştur.

Geçmişte meydana gelen ve hemen hemen tüm kutsal kitaplarda bahsedilen Tufan’ın etkileri sadece Mezopotamya ve Ortadoğu ile sınırlı kalmamış aksine tüm dünya insanlığının hafızasında silinmeyen izler bırakmıştır. Bu felaketlerden en az etkilenen bölgelerin başında Ortadoğu gelir.

Yaşanan bu büyük felakete, dinlerde (özellikle son üç dinde) Tufan adı verilmiştir. Bu büyük felaketle Mu Kıtası ve Atlantis Kıtası arkalarında küçük adacıklar bırakmak suretiyle tamamen batmışlardır.

Bu büyük felaketle ilgili Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet vardır:

“Ad, Semud milletleri ile Ress’lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik. Her birine misaller vermiştik ama dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik.” (Furkan Suresi: 25/38-39)

“Ey Nuh, sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle birlikte gemiden in. Ama birçok toplulukları da geçindireceğiz, sonra onlara can yakıcı bir azap vereceğiz” denildi. Ey Muhammed, bunlar sana vahyettiğimiz bilinmeyen olaylardır.”  (Hud Suresi: 11/42,44,48,49)

Meydana gelen tüm bu büyük felaketlerin sonucunda dünya üzerinde yok olmaktan kurtulabilen tüm uygarlıklarda büyük bir gerileme kaçınılmaz olmuştur. Kurtulabilenler boş alanlara yerleşmişler ve her türlü teknolojik imkandan bir anda yoksun kalmışlardır.

Mezopotamya ve Ortadoğu yaşanan felaketlerden daha az etkilenmiştir. Mezopotamya’da Demir Çağı Avrupa’dan daha önce yaşanmıştır. Klasik Tarihi Kronolojiye göre Mezopotamya Uygarlıkları Avrupa’daki Uygarlıklardan 400 yıl önde bulunmaktaydı. Bu Tufan’ın etkilerinin bu bölgelerde daha az yaşandığının kanıtı gibidir.

Orta Asya, Mısır ve Mezopotamya yörelerindeki bazı merkezler ise bugünkü uygarlığın beşiği olmuştur. Bu merkezlerde yer alan özellikle üç toplum oldukça önemlidir:

  1. Orta Asya’da: Şamanlar ve Tibetliler,
  2. Mezopotamya’da: Sümerler,
  3. Kuzey-Doğu Afrika’da: Mısırlılar…

Tufan’dan sonra çok büyük bir gerileme yaşayan insanoğlu her şeye yeniden başlamak zorunda kaldığı için, ilkel kabileler dönemine geri döndü.

Esrarengiz Osiris Öğretisi

Bu büyük felaketler zinciri henüz daha başlamadan önce Mu ve Atlantisli rahipler yaşanacaklardan haberdardılar ve bu konuda halklarını önceden uyarmışlardı. Beklenen Tufan’dan en az etkilenecek olan bölgeler belirlendikten sonra buralara yoğun göçler düzenlemeye başlamışlardı. Bu bölgelerden biri Mısır topraklarıydı.

Mısır önce Mu’dan sonra Atlantis’ten yoğun göçler almıştı. Tarihçilerin bir zamanlar bir türlü içinden çıkamadıkları: “Bir  anda böylesine ileri düzeyli bir uygarlık Afrka’nın kuzeyinde nasıl oluşmuştur” sorusunun cevabı işte bu göçlerde yatmaktaydı.

Tarihin çok eski dönemlerinde başlayan, Atlantis ile Mu arasında bir irtibat olduğu bilinmekteydi. Bu irtibat Mu bilgeliğinin Atlantis’e taşınmasında çok önemli bir rol oynamıştır.

Orta Asya’nın muhtelif yörelerinde bulunan çok eski yörelerinde bulunan eski bir kültüre ait bilgiler veren taştabletlerden elde edilen bilgilere göre, Mu’ya indirilen kozmik öğretinin kaynağı “Sirius Kültürü” idi.

Churchward’a göre bu öğreti sistemi dünyanın ilk tek Tanrılı dini adını alır. Onun tek Tanrılı olarak yorumladığı sistem aslında bir dinden çok kozmik kökenli bir öğreti sistemidir. Bu öğreti ilk kez Mu’da yaşam bulmuştur. Oradan da Atlantis’e taşınmıştır.

Ancak zamanla bu öğreti Atlantis’te yozlaşmıştır. Bundan sonraki kısım tabletlerde şöyle anlatılır:

Tabletler bir isimden bahsederler. Bu isim Osiris’tir. Günümüzden 18-20 bin yıl önce yaşamış bu kişiden Atlantisli bir bilge olarak söz edilir. O dönemde Atlantis’te yaşanan yozlaşma hat safhaya ulaşır. Osiris bilgisini derinleştirmek üzere doğduğu ülke Atlantis’i terkedip Mu Kıtası’na gitti. Oradaki Naakal Okulları’nda ‘Mu Kozmik Öğretisi’ ile ilgili inisiyatik dersler aldı. Daha sonra Atlantis’e geri döndü. Tüm yaşamını Atlantis halkını aydınlatmaya ve Mu kültürünü anlatmaya adayan Osiris, Kozmik Öğretiyi yozlaştırmış Atlantisli rahiplerin etkisi altında oluşan yanlış anlayışları ve uydurma kavramları düzeltmeye çalıştı. Halktan çok büyük destek gördü. Halk kısa bir sürede ona sevgi ve saygıyla bağlandı. Sonunda Atlantis’in ruhani lideri oldu. Atlantis’te yaymaya çalıştığı Mu kökenli Kozmik öğretiye ‘Osiris Dini’ adı verildi. Ve binlerce yıl Atlantis’e bu öğreti hakim oldu.

Osiris Dininin Mısır’a Gelişi

Atlantis’ten Mısır’a gerçekleştirilen göçlerle Osiris Öğretisi de Mısır’a taşındı. Osiris öğretisinin Mısır’a getirilişi Atlantisli bir bilge olan Thot tarafından M.Ö. 14 bin yıllarında rastlar. (Atlantis’in batışından 4000 yıl önce)

Thot zamanından Menes zamanına kadar yani M.Ö. 14.000’den M.Ö. 5000’e kadar geçen 9000 yıl boyunca bu öğreti gizli mabetlerde Horus adı verilen rahiplerce gizlendi. Bu konuda en açıklayıcı bilgi kaynaklarından biri Heredot’a aittir. Heredot şöyle der:

“Horus, Kral Menes tahta geçmeden önce Mısır’ın hiyerarşik yöneticisiydi.”

Benzer bir anlatım da Mısırlı rahip ve tarihçi Manetho tarafından ele alınır:

“Mısır’daki bilgeler yönetimi 10.000 yıl devam eder. Bilgeler hiyerartik hükümdardırlar.”

Mısır’ın ölüler kitabında ise Horusla ilgili şöyle bir tanımlama yer alır:

“Horus, ilahi babasının özünden geldi. Mısır’ın yöneticisi oldu.”

Ancak mabetlerin derinliklerinde saklanan bu ‘inisiyatik sırlar’ dışarıya hiçbir zaman tam olarak açıklanmadı. Halka ‘Osiris Yolu’ adı altında son derece kapalı bir şekilde kapalı mitolojik hikayeler tarzında bilgiler üstü örtülü bir şekilde verilmiştir.

Bu anlatılanlar, günümüzden birkaç bin yıl önce Mısır’a giden gezgincilerin ve tarihçilerin Mısırlı rahiplerden aldıkları bilgilerle örtüşmektedir. Örneğin;

Girit’te Schliemann tarafından bulunan bir tablet: “Mısırlılar, Misar’ın soyundan gelmektedir. Misar Tarih Tanrısı Thot’un çocuğuydu. Thot ise Atlantisli bir rahibin göçmen oğluydu, ilk mabedini Sais’te kurdu ve orada ana vatanın bilgeliğini öğretmeye başladı.”

Orfe ise tek bir cümleyle Mısır’ın kökenini özetleyivermiştir: “Mısır Poseidon’un kızıdır.”

Mısır’ın geçmişi dendiği zaman, ortaya iki farklı kültür çıkar. Belli bir süre sonra bu iki temel kültür Mısır topraklarında kaynaşıp, Mısır’a özgü tek bir kültür ortaya çıkmıştır. Ama Mısır’a gelen bu iki kültür birbirinden kopuk değil, aksine birbiriyle örtüşen özellikler sergilemekteydi.

Bu nedenle iki kültürün kaynaşması hiç de zor olmamıştır. 10.000 yılı aşkın bir süre inisiye rahiplerce son derece adil bir şekilde yönetilen Mısır , daha sonra Firavunlar tarafından yönetilmeye başlandı…

 

Detaylı Bilgi: Antik Mısır Sırları- Ergün Candan

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*